Thursday, April 24, 2014

NY Çıkarımlarım I

Bu bir haftalık NY gezisinin bende bıraktıkları neler:

- Büyük şehirde yaşamak
Büyük şehirde yaşamanın artıları ve eksikeri vardır. İnsan para kazanmak, kariyer yapmak büyük şehrin sunduğu imkanlardan faydalanmak için burada yaşar. Buranın stresi, trafiği , pahalılığı başka türlü çekilmez. Büyük kazanıp büyük harcanır burada. Evde değil dışardadır hayat. Yalnızsındır ve sosyaleşmek için dışardasındır. Network kariyer için vazgeçilmezdir. NY herdaim canlı. Her türlü mekan , her çeşit event insan dolu. Aklınıza bir fikir mi geldi, duyurun insanlar gelsin. Brooklynde pazar günü club haline gelmiş kilise gördük. Absürd ama içerisi şık giyinip sabah sabah gelmiş insan doluydu. Bu ekonomi ve katılım sanatı da canlandırıyor, ekonomiyi de. Ve bu canlılık çeşitliliğe dönüşüyor. Çelitlilik de insanları bu şehre çekiyor. Ny bir dünya markası oluyor sonuçta. 

Diğer tarafta İstanbula bakıyorum. Büyük şehir. Ama büyüklüğün getireceği artılar yok. Ekonomi kısır. İnsanlar fotokopi. Para harcaması gereken kesim, ev taksidine girmiş evde Muhteşem yüzyıl seyrediyor. Ny'da iyi restoranların önünde her akşam kuyruk olurken İstanbul'da haftasonları iş yaparak dönmeye çalışıyor çok yetenekli şeflerin yerleri. Farklı eventler fatklı etkinliklere katılım sınırlı. Herkes sıkılıyor, farklı birşeyler lazım diyor ama kimse kıçını kaldırmıyor. Spor yapmıyor, sergiye gitmiyor vs vs. Ne yapıyor? Fb maçı seyrediyor, dizi izliyor, rakı balık ve pazar kahvaltısı. Tamam şehirde bazı şeylere pek müsait değil ama biz kıçımızı kaldırmadığımız sürece bu kısırlık devam edip gidecek. 

Dizi seyredip ev taksidi ödemekse hayatın amacı , istanbuldan daha rahat yaşanacak 80 şehir mevcut bu ülkede. En azından 3 saat trafikte vakit kaybetmeyip daha çok dizi izleyebilirsiniz!


NY 2014 nisan - II

2. Gün amacım şu alışveriş olayını aradan çıkarmaktı. Sabah yakınlardaki City bakery'de güzel bir kahvaltı, Sinanlarla sabah buluşması iyi gelmişti. Başka bir ülkeye gittimi idrak edebilmek için 1 gece uyuyup orada uyanmam gerekiyor. Kendime gelmiştim. Gerçi boynum ağrıyordu ama keyfim yerindeydi. 


Ardından sinanlar new jersey walmart biz de woodbury yollarına düştük. Nyun göbeğindeki otobüs terminalinden ptobüse atlayıp 1 saatlik bir yolculuğun ardından bu alışveriş cennetine vardık. Mete ve Ertu o kadar çok anlatmıştı ki herşeyi biliyordum. Ne alacağını bilerek gitmem de avantaj olmuştu. Yaklaşık 5 saatte burayı bitirip elimizde poşetlerle evin yolunu tuttuk. Siz siz olun woodburye giderseniz:

- girişteki indirim kuponlarının olduğu kitapçıktan alın
- gitmeden alacağınız ürünlerin fiyatlarını araştırın, bazı yerlerde çok da indirim olmuyor
-çok alışveriş yapacaksanız çin mahallesinden valiz alıp gidin

Akşam eve varmak uzun sürünce konsere yetişmek için evden fırladık. İlk durak La menşeili Umami burgeri deneyip ordan metroyla konsere gitmekti plan. Umaminin önünde yaklaşık 15 kişilik kuyruğu görünce take away almaya karar verdik. Barda takılıp takeawayden vazgeçtik ve aykta 2 burgeri ve patates kızartmasını yuvarladık 


Metroya atlayıp 8deki konsere yetiştik. Meğer grup 10da çıkacakmış ve önden Finished tickets ve Mister Wives adlı 2 grubu dinledik. 2side çok iyiydi ve günlerden çarşamba olmasına rağmen mekan doluydu. Zaten Ny'da her akşam heryer doluydu. Bunu anlamıştık 2. günde :)




New york gezimiz 2014 Nisan - I

İstanbul'un kışı ağır geçer. Hele ki 2013 haziran ayından beri bu ülke bizim gibilerin üstüne kabus gibi çöktü. İşte bu insanı içine bataklık gibi çeken gündemden ortamdan kopmanın, bir mola vermenin , az da olda bir nefes almanın yolu napıp edip kapağı yurtdışına atmak. Kabul etsek de etmesek de bu ülke bizim vizyonumuzu daraltıyor, yaşama sevincimizi azaltıyor. Bizi kendisiyle öyle meşgul ediyor ki başka birşey düşünme yaratma fırsatı bırakmıyor. İşte NY gezisi fikri böyle çıktı. 1 haftalık kaçamak, mola!

Önce 2 ay önceden biletler alındı, sıbea airbnb'den ev araştırıldı. Artık otelde kalmaktansa bir lokal gibi yaşama fikri daha sıcak geliyor. Hem yasal olmaması da beni çekiyor :)

Ardından kendimize suç ortağı aramaya geldi. Önce Ertu ve Seraya sorduk ama kuzenleri gelecekti. Ertunun içi gitti ama herşeyde bir hayır vardır. Daha sonra Nilay ve Sinana sordum. Sinanın gözü parladı. Daha sonraki günlerde Nilayın iş durumu da müsait olunca okeylediker ve bize yakın bir ev ve aynı uçaktan bilet ayarladılar. 


ilk günler soğuk ama güneşli bir hava hakimdi şehre. Sinanla ikimiz dersimize iyi çalışmıştık. Kızlar programı tamamen bize bıraktılar. 

1. Gün

Hemen yakınımızdaki 5th avenuedan yukarı önce eisenberg sandwich ardından birch coffee. 


Daha sonra 42. Cadde tarafına doğru dağılıp biraz mağaza gezmece. Hepimiz hafif dizzy idik ama dolaşmak iyi geliyordu. İlk günün akşam yemeği Breslin dining and pub denilen Ace otelin girişindeki gastropub'daydı. Kuzu burgeri ile meşhur olan yerin girişi pub arkası restoran şeklindeydi. Önce 2 güzel bira yuvarlayıp iş çıkışı takılan newyorkerları seyrettik. Buranın nüfusu tam beyaz yakalı 25-40 tiplerdi. Gayey bakımlı, mutlu yada mutsuz diyemeyeceğimiz ama halinden memnun bir halleri vardı. 

Güzel yemeğin ardından evlere dağıldık. 

Saturday, April 5, 2014

Yalnızlık

Bu aralar en sık karşıma çıkan ya da algıda seçicilik derseniz de en çok çıkarımda karşıma çıkan sorun yalnızlık. 

Son günlerde seyrettiğim harika bir dizi var : True detective.
25 sene önce Amerika'daki bir cinayet üzerine senaryo. Ama benim burda dikkatimi çeken kahramanlarımızın yalnızlığı. Kahramanlar o kadar tek başına hayat kurmuşlar ki tutunacakları tek dal işleri kalmış. Hatta bir sahnede biri diğerine eşiyle olan probleminden bahsetmeye kalkıyor diğeri hemen onu susturup bunun onu hiç ilgilendirmediğini ve dinlemek istemediğini söylüyor

Amerika dünyanın lideri. Eşittir kapitalizmin en vahşi yaşandığı yer. Esasında bizim ve ülkemizin önünde güzel bir örnek. Bireyselleşmiş , rekabetin sonuna kadar yaşandığı ve doğal olarak ekonomik standartların iyi olduğu ülke. Yüksek hayat standartları. Peki bu sistemim bedeli ne? Kaybedene yer yok! Kaybedenler sokakta evsiz. Kaybedenler sistem dışına hızla atılıyor. Kaybetmemek için çok çalışmalı , acımasız olmalısın. Yoksa sokaktasın. 

Yurtdışına gittiğim ülkeler arasında ülke refahıyla mutluluk arasında ters bir orantı gördüm. Belki yanlış bir genelleme Brezilya italya ispanya suriye ( savaş öncesi). Burda insan ilişkileri gelişmiş, belki çok refah içinde değiller ancak "insani " vasıfları çok daha önde. "Tembel Yunanlılar " dediğimiz yerde bile toplumsal dayanışma bir kuzey avrupa ülkesine göre çok daha ilerde. Ama gel gör ki kapitalist sistem bize tembelliğin cezasız kalmayacığını söyletiyor

Peki bizde nasıl durumlar. Şöyle bir kısa kıyaslama yapacam. Küçükken tüm apartmanda 3 tane araba vardı ve 5 aile o  arabalara binerek pazar günleri pikniğe giderdik. Çok keyifliydi . Şimdi mi? Sıkı durun: 4 daireli bir blokta toplam 7 araba 3 motor var. Ve 4 dairedeki kimseyi tanımıyoruz.  Acı ama gerçek.

Dün zekariyaköy'de kaybolan 3.5 yaşındaki Pamir'i aramaya gittik. Tanıştığımız insanlar da bizim gibi komşularını tanımıyorlardı. Ve herkes şu soruyu soruyordu kendine 3.5 yaşındaki bir çocuk evden kaçacak ve kimse görmeyecek?  Mümkün mü? 

Evet mümkün. Çünkü o çocuğu tanımıyoruz ki :( 

Ararken çıkmaz bir sokağa girdik. 3 tane koca duvarlı çok büyük bahçeli ev vardı. Ortak alanları arabaların durduğu ufal bir meydandı. Pınar dedi ki: " burada çingeneler yaşasaydı bu alana kocaman bir masa kurmuş müzik yapıp dans ediyor olurlardı"

Biz mi? Daha büyük evlerde daha lüks evlerde korku içinde ve yalnız hayatlar yaşıyoruz. 

Nereye mi gidişat? True detective seyredin göreceksiniz

Benim hayalim mi? Hergün büyük bir masanın çevresinde dostlarımla oturup hiçbir yere yetişmeden doya doya muhabbet etmek. 

5 Nisan 2014

Thursday, April 3, 2014

Politik çıkarımlarım

- Hirsizlar oylarimizi caldilar! - Bu millet cahil! - Bastir Ankara! Acikcasi bunlar artik bana cok planli ya da dusunulmeden sarfedilen laflar gibi geliyor. Hatta bu laflarla fena kandirildik gibi geliyor. Timeline'da gordugum herkes birbirine ya kiziyor ya akil veriyor ya da gaz getiriyor. Ben kendimle hesaplasiyorum kimseyle degil. Ben de cevremdekiler gibi inanmistim AKP'nin %35'lere dusecegine. Bize hissettirilen(!) "Bir donemin sonuna gelindigi" degil miydi? Hani artik bunca tapeden yolsuzluktan sonra devam edemezlerdi. Hani halk bunu gormemis olamazdi. Noldu? Adam pasalar gibi calisti didindi ve %45 oyunu aldi. Nolur takdir edelim. Bu siyasi basariysa ve basari da calismadan gelmeyen birseyse bir kere AKP, diger tum partileri bilemem ama CHP'den cok calistigi kesin. Kendimden ornek vereyim secim doneminde Karakoy'deki subeme ziyeret 1 kisi etti. AKP meclis uye adayi. Geldi kendini tanitti gitti. CHP mi ? yapmayin allah askina. Sandikta gorev aldi arkadaslarim. Hepsini tebrik ediyorum. Ama bircogu ayni seyi dile getirdi: CHP sandigina sahip cikmiyor, cikanla da ilgilenmiyor. Benim 20 yillik is hayatimda gordugum net bir olay var: Calismayanlar hep bahene uretir! Ve bu secimde de hayatim boyunca oldugu gibi yine CHP'ye oyumu verdim. Ve yine bircok secimde oldugu gibi "istemeye istemeye" verdim. Tum arkadaslarim gibi. Kimsenin icine sinmemisti CHP adayi. Halbuku diger tarafa bakiyorum biraksalar ugruna olecekler, oylesine inaniyorlar. yani inanarak oy veren bir %45. Sunu kabul edelim: 50 yil boyunca bu 3 parti secime girsin sonuc hep ayni cikar. CHP'ye yillardir oy vererek iyilik degil kotuluk yaptigimi farkettim. Cunku parti buyuyemiyor cunku tembel, hevesli degil, beni temsil etmiyor. Olemiyor cunku benim gibi dusunenler oy vererek olmesine de izin vermiyor. Halbuki oy orani %10lara dusse CHP de alir sapkasini dusunur. Veyahut yeni bir Sol olusumun onu acilir. Yani bu dali ne yapip edip budamak gerekiyor. Peki bizim sucumuz yok mu? tabi ki var. Biz apolitize olup sadece kendi kariyerlerimize odaklanmanin sonuclarini yasiyoruz. " politika durust insan isi degildir" diyip uzak dururken, bizi yonetenlerin calip cirpmasina sasiriyoruz. Ulkeyi yonetmekle sirket yonetmek birbirine benziyor. Urunleri satabilmen icin musterini taniman lazim, bu ulkeyi yonetebilmen icin de halkini taniman lazim. Ayirmadan usenmeden. Biz "Beyaz Turkler" , ki boyle olmayi secmedik, halkimizi yakindan gormeyi pek istemeyiz. Onlari anlamayi da pek umursamayiz. Benim halkla en yakin temasim askerlikte oldu. Yemekleri begenmeyip nasil burda 8 ay basedecem diye hayiflanirken karsima 12 aydir askerde olan bir onbasi cikip dedi ki: " abi askerlige bayiliyorum, kac cesit yemek var ben hayatimda bu kadar cesit gormedim dedi" bence Turkiyenin ozeti bu. Gelir dagilimi ve egitim dagilimi ucurumu olan bir ulke. Ve AB grubu diyor ki " kardesim bunlar Ingiltere'de olsa adam istifa eder''Almanya'da sistem bouna izin vermez'. Kendince hakli. Hayati boyunca gordugu Avrupa Amerika sehirlerinin toplami bizim Dogu illerinden fazla. Boyle olunca kendi gercekliginden kopmasi, kendi ulkesinin halkini begenmemesi normal olmaya basliyor. Citasini yukseltmis, vizyonunu genisletmis. Ama unuttugu nokta su: "Bir suru en yavas uyesi kadar hizlidir! :) Biz "Beyaz Turkler" ne kadar gelistirsek de kendimizi, Ulkenin gelismisligi kadar ilerler, ulkenin egitim seviyesi kadar iyi yonetiliriz. Cunku herkesin citasi kendine gore farkli ama sizin icin hic onemli olmayan "duble yol" bir cogunluk icin cok onemli olabilir. Bu onemi anlayan da parsayi kapar :( Peki ne yapmak lazim? Acikcasi Politikaya girmek en mantikli cozum. Ama hayallere dalarak degil. Cunku Politika dedigimiz sey gercekten cok KIRLI! mideniz kaldiramayabilir. Sizi kabul etmeyecektirler. Cunku cok ciddi bir cikar carki calismaktadir parti gozetmeksizin. Bunlari bilerek girilebilir. Tabi aktif politika icin zaman ayirmak gerekir. Cogu zaman para da ayirmak gerekir. Secilmek kolay degil. Ya da inandiginiz partinin faaliyetlerinde calisir destek olursunuz. Hedefinize bagli. Halka inmeniz, onlari tanimaniz, ihtiyaclarini anlamaniz gerekir. Hem Mikro hem Makro boyutta dusunup ulkeyi daha ileri goturecek projeler gelistirmeniz gerekir. Cok okuyup cok arastirmaniz gerekir. Kendi konforlu bolgenizden taviz vermeniz gerekir. Zor gibi gozukse de bundan keyif alacak cok insan taniyorum. Bence Bu ulkede girisimcilik de politika da ozendirilmeli. Ama sanirim bu dogal surec: bizi gibi apolitik neslin cocuklari bayagi poltik olacak gibi gozukuyor ( bkz: gezi parki) 2. Onerim ( tabi kendime, kimseye akil verecek bir durumum yok, verenlerden de haz etmiyorum) egitim. Imkani olan herkes belli bir standarti yakalamissa lukse kacip isin bokunu cikartacagina cocuk okutmali. Egitim seviyemiz artmadigi surece sizlanip durmaya devam ederiz. Imkanimiz el verdigince cocuk okutmaliyiz. Bu sadece para yardimi degil, o cocuklarla vakit gecirerek de egitimlerine katki da bulunmaliyiz. Unutmayin ki bir tarafta hem egitim veren hem de bu arada beyin yikayan bir olusum var. Ve is matematik isi. Uzun vadeli dusunmeyenler bu iste kaybetmeye mahkumdur. Sonucta yasadigimiz surec uzunca zamandir planlanip uygulamaya konulmus bir surecin sonucu. Ve bir gunde de degismeyecek Son olarak inziva. Tum bu isler bos bi bok degismez diyorsaniz cekilin kendi kosenize. Ama TV gazete FB twitter acmak yok. Yoksa kendi kendinizi yersiniz alimallah :) Kalin saglicakla 3 Nisan 2014