Geçen ay Pınar'la beraber "Organik fuar"ına gittik. Tahmin ettiğim üzere oldukça vasat görünümlü bir fuardı. İçerik olarak da ağırlıklı Balcılar ve pek de albenisi olmayan standlar mevcuttu.
Yine de bir şans verdik ve iyi ki de vermişiz. Amerika'dan Gerçek Organik kozmetik ürünler ithal eden firmanın ortaklarından Bora ile tanıştık. Kendisi bizi organik ürünelerin faydalarından ve diğer ürünlerin tehlikelerinden bahsetti.
Benim aklımda kalan kozmetik ürünlerin vücut tarafından, kılcal damarlar aracılığı ile, %60 oranında direkt olarak emildiği ve kana karıştığı. Bu oran saç derisinde ve koltuk altında %80e çıkıyormuş. Ve çoğu petrol atığından imal edilen kozmetik ürünleri, biz vücudumuza ve tabi çocuğumuzun vücuduna da bilinçsizce sürüyoruz.
Kozmetik ve gıda gibi vücudumuzun birebir maruz kaldığı ürünleri daha çok sorgulamamız gerektiğini daha iyi idrak ettim ve şöyle bir çıkarımda bulundum kendimce.
Türkiye gibi daha geleneksel metodlarla üretim yapan bir ülke bir anda global markaların saldırısına maruz kalıyor. Bunların faydalarını zararlarını ölçebilme yetisi olmadığı gibi, bunların yerel üreticiye vereceği zararı da kestiremiyor. Sonuçta, arkalarındaki devasal sermaye ve pazarlama gücü ile bu markalar, yerelleri öldürüp pazara hakim oluyorlar. Yeri geliyor 5-10 sene zarar bütçeleyebiliyorlar. Bu rekabete dayanamayan ve tabi tüketici tarafından da desteklenmeyen yerel üretici piyasadan çekilmek zorunda kalıyor.
Ardından tüketici bilinçlendikçe, aslında bu global markaların kendilerine verdikleri zararı görmeye başlıyorlar. Fakat eski yöntemlerle üretim yapan zanaatkarları bulamadığı için bir çıkmaza giriyor. Ve yine de herşeye rağmen üretim yapan yerel üretici, ölçek ekonomisinin sonucu olarak daha yüksek maliyetle ürettiği ürünü son tüketiciye ulaştırmaya çalışıyor. Burda bilinçli tüketiciye çok ciddi bir rol düşüyor.
Devlet birçok konuda olduğu gibi bu tip konularda da doğru ve uzun vadeli politikaları üretemiyor ya da çok geç kalıyor. Bakınız kuş gribi adı altında yok olan köy tavuğu / yumurtası. Ya da küçük ve hunharca avlanan balıklar ve son yıllarda çiftlik balıklarına mahkum kalışımız. Örnekler çoğaltılabilir. Hükümet birçok sermaye sahibi lobiyle iyi geçinmek zorunda, bu da onları maalesef halkın iyiliğini ön plana koyan politikalar üretmekten alıkoyuyor. Çözüm bilinçlenmiş halk ve bu halkı örgütleyen STK'larda.
Bunun için daha sorgulamacı olmalıyız. Daha seçici olmalıyız. Harcadığımız her bir liranın hangi sistemi desteklediğini iyi düşünmeliyiz. Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak bizim harcama tercihlerimize bağlı.
Evet organik olsun, yerel üretici olsun araştırıp desteklemek en doğru yol. Markete gidip en ucuzu almaktansa, organik - yerel pazarlara gidip yerli ve doğalı alın. Varsın 2 lira pahalı olsun. İlerde hastane masrafına vermekten iyidir.
Unutmayalım ki, üreticiler harcanan paraya göre üretim yapmak zorundalar. Biz, sağlıklı olanı, ekolojik olanı, sürdürülebilir olanı tercih edersek, onlar da bunu görecek kendilerine buna göre bir yol çizecekler.