Son günlerde seyrettiğim harika bir dizi var : True detective. 25 sene önce Amerika'daki bir cinayet üzerine senaryo. Ama benim burda dikkatimi çeken kahramanlarımızın yalnızlığı. Kahramanlar o kadar tek başına hayat kurmuşlar ki tutunacakları tek dal işleri kalmış. Hatta bir sahnede biri diğerine eşiyle olan probleminden bahsetmeye kalkıyor diğeri hemen onu susturup bunun onu hiç ilgilendirmediğini ve dinlemek istemediğini söylüyor
Amerika dünyanın lideri. Eşittir kapitalizmin en vahşi yaşandığı yer. Esasında bizim ve ülkemizin önünde güzel bir örnek. Bireyselleşmiş , rekabetin sonuna kadar yaşandığı ve doğal olarak ekonomik standartların iyi olduğu ülke. Yüksek hayat standartları. Peki bu sistemim bedeli ne? Kaybedene yer yok! Kaybedenler sokakta evsiz. Kaybedenler sistem dışına hızla atılıyor. Kaybetmemek için çok çalışmalı , acımasız olmalısın. Yoksa sokaktasın.
Yurtdışına gittiğim ülkeler arasında ülke refahıyla mutluluk arasında ters bir orantı gördüm. Belki yanlış bir genelleme Brezilya italya ispanya suriye ( savaş öncesi). Burda insan ilişkileri gelişmiş, belki çok refah içinde değiller ancak "insani " vasıfları çok daha önde. "Tembel Yunanlılar " dediğimiz yerde bile toplumsal dayanışma bir kuzey avrupa ülkesine göre çok daha ilerde. Ama gel gör ki kapitalist sistem bize tembelliğin cezasız kalmayacığını söyletiyor
Peki bizde nasıl durumlar. Şöyle bir kısa kıyaslama yapacam. Küçükken tüm apartmanda 3 tane araba vardı ve 5 aile o arabalara binerek pazar günleri pikniğe giderdik. Çok keyifliydi . Şimdi mi? Sıkı durun: 4 daireli bir blokta toplam 7 araba 3 motor var. Ve 4 dairedeki kimseyi tanımıyoruz. Acı ama gerçek.
Dün zekariyaköy'de kaybolan 3.5 yaşındaki Pamir'i aramaya gittik. Tanıştığımız insanlar da bizim gibi komşularını tanımıyorlardı. Ve herkes şu soruyu soruyordu kendine 3.5 yaşındaki bir çocuk evden kaçacak ve kimse görmeyecek? Mümkün mü?
Evet mümkün. Çünkü o çocuğu tanımıyoruz ki :(
Ararken çıkmaz bir sokağa girdik. 3 tane koca duvarlı çok büyük bahçeli ev vardı. Ortak alanları arabaların durduğu ufal bir meydandı. Pınar dedi ki: " burada çingeneler yaşasaydı bu alana kocaman bir masa kurmuş müzik yapıp dans ediyor olurlardı"
Biz mi? Daha büyük evlerde daha lüks evlerde korku içinde ve yalnız hayatlar yaşıyoruz.
Nereye mi gidişat? True detective seyredin göreceksiniz
Benim hayalim mi? Hergün büyük bir masanın çevresinde dostlarımla oturup hiçbir yere yetişmeden doya doya muhabbet etmek.
5 Nisan 2014

No comments:
Post a Comment