Göktürk'e taşınalı sanırım 4 sene kadar oluyor. Buraya ilk yerleştiğimde en büyük motivasyonum Ormana gidip bisiklete binmekti. Fakat ne rota biliyordum, ne de bisikletim vardı. Şansıma yeni ev sahibimiz Cenap Bey sağlam bir bisikletçiydi ve beni ormanla tanıştırdı. En başta asfalttan yaptığımız rotalar zamanla geniş patikalara evrildi. İkiteker denilen grupta Cüneyt Gazioğlu, Selim Şenok gibi arkadaşlarım vardı ama ilk denememizde bizim için 1-2 seviye yukarda olduklarını gördük. Hem de Cenap beyin sevmediği single track denilen dar orman yollarına giriyorlardı. Ormanı öğrendikçe ve performansım arttıkça -ki bunun için haftaiçi kütükevlerde antremanlar yapıyordum- kendime güvenim geldi ve ikitekerle turlara çıkmaya başladım. Bisikletim ve ekipmanım oldukça yetersiz olamasına rağmen bunu hiçbir zaman dert etmediler. 2 grup vardı ve ben bekleyen gruptaydım. Hızlı grup denilen ekip tamamen performans yapan, G4 gibi yarışlara katılan Tolga Şenefe ve tayfasıydı. Benim hedefim Sakin(!) ikitekerle sorunsuz takılmaktı. Bu grup çok eskiydi. Muhabbetler köklüydü. Hiyerarşi kaptanlık statüsü yoktu. Rotalar gayet demokratik belirlenirdi. Kimin ne iş yaptığının Önemi yoktu. Ormanda herkes eşitti.
İkitekerle uzun bir süre bindikten sonra neden Göktürkte bir bisiklet grubumuz yok diye düşünmeye başaldım. Tam bu zamanlarda Yolda Çağatayla karşılaştık (arabayla geçerken) sadece 30 saniye "bisiklete biniyor musun evet " gibilerinden bir muhabbetin ardından Whatsuptan randevulaşmaya başladık. Daha 2. binişimizde grup kalabalıklaşmaya başlamıştı. Spor hocası Volkan, Burak, Osman grubun ilk üyeleriydi. Ardından Orman çıkışı Ömer ve Berkin'le karşılaşmamız. Arkası çorap söküğü gibi geldi.
Zincirkıranlar, biz 40lı yaşlarına gelmiş büyük Çocukların kaçış yeriydi. Burda bisiklet vardı. Burda adrenalin vardı. Burda dostluk vardı. Geyiğin dibi dönüyordu. grubun görünmez kuralları vardı. Küçük atışmalar asla dostluğun önüne geçemedi. Her renge, her sese yer vardı.
Zincirkıranlar, farketmeden hayatımızın önemli bir parçası oldu. Doğallığı, samimiyeti ile bizi içine çekti. Bisiklete binmesek de binenlerin fotoğrafına bakmak keyifliydi. Yeni alınan her bisiklet, ağzımızın suyunu akıtmaya yetiyordu.
Hayat sürprizlerle dolu. Hiç beklemediğiniz anda karşınıza güzellikler çıkarabiliyor. Siz açıksanız, kucaklamak istiyorsanız bunları, hadi bakalım diyor.
Bisikletiyle, arkadaşlığıyla, yaşanılanlarıyla hayatımızın vazgeçilmezi olan bu grup eminim önümüzdeki senelerde büyüyerek devam edecek.
Ve ben de bu ruhu Bodrum'a taşıyacağım. Eminim dostlarım benimle orda yeni rotalarda buluşacaklar.
Zincirleri kırmaya devam edeceğiz, kalpleri kırmadan bu yollarda...
No comments:
Post a Comment